Thursday, January 06, 2005
hiç girmemem gereken sulara doğru sürükleniyorum. her zamanki gibi. fakat bir farkla bu sefer içimde iyi hisler ve heyecan yok. gunes tepedeyken her sey guzel fakat gece olunca bi karanlık sarıyor. ne zaman geldi neden geldi anlamıyorsun. pili yavaşça biten garip seslerle viuuuuw diye sesi kesilen radyo gibi. kıl edici bi sessizlik. geçici mi yoksa daha mı ciddi bilmiyorum ama çok tehlikeli sulara doğru sürükleniyorum. kendime katlanamıyoruuum.
otum, otuz, herkes, her şey.
nederde ışık? hayır saçma sapan bir şekilde sürüklenmek istemiyorum. hayır geri istiyorum. yok olmaz ama. olmaz. imkansız. yeni olsa? nerede, nasıl, ne. hayatımda ilk kez gerçek anlamda ne istediğimi bilmiyorum. gerçekten en ufak bi fikrim yok. boş. boş.
mmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm
boş.
illusion is happiness
disillusion is an eternal apathy that hurts more than pain
tekrar aldanamam. başka bir şey ama ne?
hazırım neredeyse,
az kaldı.
tanrım, güç ver.
Posted at 11:30 pm by aquabeat
only uuuU...
Wednesday, January 05, 2005
uyusunlar arkada hande hanım mışıl mışıl. benimde çok uykum var. fakat o kadar etkilendim ki bugün gittiğimiz galadan. gönül yarasının galası. herkese tavsiye ederim film bi muhteşem. tabi yanındaki adamın buyrun mendil diye elime mendil tutuşturacak kadar etkilenmiş bi ben olabilirim. bir bölümde "komik olan bir daha hayata gelsem yine tıpatıp aynı şeyleri yapardım. demek bunca acıdan hiç bir şey öğrenmemişim" benzeri bi monolog yapıyor, çok etkileyici. her neyse özetle filmin verdiği mesaj muazzam. vatan, öğretmenlik, kader, gurur, aşk, doğu gerçeği, hayat öğeleri iç içe. hoş ta bir sonu var. (mutlu mu tartışılır) şener şen oyunculuğunu gerçekten konuşturmuş. meltem de aşağı kalmamış. bazı türk filmleri beklentilerimin o kadar üstünde çıkıyor ki kala kalıyorum. sonuçta gönül yarası isimli bi filmden ne beklenir ki?
izlediğime değdi fazlasıyla
aaaaagh! iyi geceler.. zzz...
Posted at 01:25 am by aquabeat
only uuuU...
Saturday, January 01, 2005
canım yanıyor. ifade edince bir şey değişir diye umuyordum salak gibi ama değişmedi tabi ki. demek insanın içinin ağlaması hissi böyle oluyormuş. klavyenin üzerinde dolaşan parmaklarının sesini dinlemek ne kadar da güzelmiş. aklını dağıtıyor insanın kelimelerini anlamadığın bir şiir gibi.
türkler mu lardan geliyormuş. hadi canım.
kayığa binip ağustos böceği ve dalga sesleri arasında denize açılmak istiyorum gece. ay ışığı olabilir onun dışında karanlık olsun şehir ışıkları falan olmasın. ama denizin ortasında tek başıma korkarım. doğru kelime olmadı korku. içim sızlar. öylesine bir özgürlüğü kaldıramaz, geri ister zincirlerini. sahibinin ayakları dibinden ayrılmayan köpek gibi olur. saçma. üstelik imkansız. deli imkansız. sapına kadar imkansız. bu yüzden...
olmasaydı keşke bazı şeyler. hatalardan bahsetmiyorum hata insanı olgunlaştırır. her kim üzgünse şu an ve öz hata radarları sonuç vermiyorsa, onu mutsuz kılan şey olmasaydı. 125.000 kişi ölmeseydi de yakınları arpacık kumrusu gibi düşünmek zorunda kalmasaydı ne yanlış diye. elinde sonunda bişiler yanlış ama sanırım. öle ya da böle kolay ya da zor yoldan düzeltiliyor. tabi kaç ölü kaç yaralı.
ne güzeldi dün akşam. dostluğun bu kadar ortamı ısıttığı bir yılbaşı partisi hatırlamıyorum. daha doğrusu bu olanların en harikasıydı. finale yaraşırrr bi gece. her ne kadar sonunu daha net hatırlıyor olmayı isterdim tabi. ama herkes mutlu olmuş öle ya da böle güzel olan o. çitlenbik, hadi gene iyi, aldı yılbaşı hediyesini. duyduğum kadarıyla gözyaşı da varmış, dilerim gözyaşı sahipleri bile genelinde mutlu girmişlerdir yeni yıla. herkesin beklentileri tavandı çünkü.
open your eyes
9
Posted at 11:40 pm by aquabeat
only uuuU...
Tuesday, December 21, 2004
chris de burgh harika adam. suaralar fonda hep calıyor kendisi. keske muzikle daha içli dışlı olsaydım diye düşünüyorum bazen. manyak koleksiyonlarım olsaydı ve iyi müzikten gerçekten anladığımı iddia edebilseydim. ama yok ben ortalama bi müzik dinleyicisiyim maalesef. belki yeni yılda karar alırken bunu da aklımın bi köşesinde tutmalıyım.
2005. zaman hızlı akıp geçiyor diye düşünür insan her yeni yılda sanırım. hele ki ailesini, ülkesini, çevresini bırakmanın eşiğindeyse. geri dönmemek üzere değil tabii ki fakat yinede kocaman bi değişiklik. "değişim" ve "zaman" kelimelerinden ayrı düşünülemeyen bi olgu.
geçen gün mervelerde kaldık bizimkiler. kapıldı yine içim bi hüzün dalgasına. gerçekten mutlu hissediyorum kendimi bu kadar harika insanlarla dost olduğum için. ve bırakmak zor. kaçınılmaz ama zor. aşk değil ki bu kalbimde taşıyorum diye avunasın. insan özlüyor, yaşanan onca anlar bir tatlı geliyor ki... insan hep kopmamaya uğraşıyor, kendine sözler veriyor. imkansız da değil hani ben şahsen kopacağımızı füşünemiyorum. fakat nişantaşı sushi co da gecen sene kurduğumuz hayallerin ne kadarı gerçek olucak? handenin kızı, yok ezginin oğlu vb. biz kenarda kahve içerken oyun oynuyor olacaklar mı gerçekten?
hafızamı seviyorum. istediğim şeyleri unutabilmeyi ve istediklerimi ayrıntısal bir biçimde hatırlayabilmeyi seviyorum. emrecanla yediğimiz kahveli kurabiye ve sütün tadı, horıul horul uyuyan ezginin sesi, ötesi ötesi ötesi ötesi ötesi.....
what part of our history's reinvented and under rug swept?
what part of your memory is selective and tends to forget?
what with this distance it seems so obvious?
şimdi sadece biraz uyku...
Posted at 12:12 am by aquabeat
only uuuU...
Monday, December 13, 2004
geç oldu. TEGV in yıldızlar yılsonu gösterisi var televizyonda. onu izlemekten uyuyamadım. ama dun iyi uyudum ya. şaka maka annem eve geldi diye düzene girdim. artık sabahlara kadar taksimde kalbimi liğme liğme edicek özel işlerle uğraşmıyorum. aklımı kendini zeki sanan insanların yorumlarıyla yormuyorum. haketmeyecek insanlara kör kütük kafamı takmıyorum. sırf zamanımdan değil ömrümden de götürüyorlar. farkında değil ki ona hakettiği gibi davransam ortada büyülü bir şeyler olmazdı. zaten artık uyandım, açtım gözlerimi, istese de hak etmediği gibi davranamam. aslında bir daha hiç görmesem en iyisi ama kaç kere desemde önüme düşüyor hep. neyse. gözümün önünde görmediğim insanlardan biri olur o da kısa zamanda. hak ettiği gibi...
Posted at 12:21 am by aquabeat
only uuuU...
Wednesday, December 08, 2004
huzursuzluğun verdiği huzur içerisindeyim. huzursuzluk bana yaşadığımı hissettiriyor su anda. cevaplara az kaldı. kilo aldım. annem geldi ve özlememe rağmen evde tek başıma daha huzurluydum. annem yorgun üzgün gibi sanki. umarım geçer. pozitif enerjim olsa verirdim ama yok o da diil, sanki benden enerji alıyor gibi. hem sevip hem... neyse.
geçen bir ay çok güzeldi. nefes alıcak zamanım olmamasını seviyorum. yoğun yaşamayı. uykusuzluğu. fark ettimki yaptıklarıma değil yapmadıklarıma pişman olan yapımdan dolayı her şeyi yapıyorum. yorucu?
evet.
yıpratıcı?
bazen.
ama değer mi?
kesinlikle...
Posted at 06:41 pm by aquabeat
only uuuU...
Friday, December 03, 2004
Saat gece yarısı 2.
Son 5 saattir application dolduruyorum. Bitti mi? tabi ki hayır. nerdeee...
Bi yandan ablamla telde, bi yandan clintla mailde, hızlı bir trafik, bi yandan save, send, submit tuşlarında...
neyse neyse
bu da geçer yahu...
Posted at 01:46 am by aquabeat
only uuuU...
Thursday, December 02, 2004
zincirleri kıramayacağını bilmek ve bağlı beklemek
formlar formlar formlar.
her gün aynı geçiyor bir bakıma, telaşı zevke dönüştürme çabasının getirdiği yorgunlukla. ama ne telaş bitiyor, ne zevk, ne yorgunluk.
aynı döngünün içinde fazla uzun zaman kaldım
boğuluyorum
let's get up and let's get out
yeter
let there be light, god.
Posted at 08:01 pm by aquabeat
only uuuU...
Wednesday, December 01, 2004
içimde bi gülümseyen küçük yaratık var. ben olduğumu biliyorum da inanmak istemiyorum. gülmeyi kendime yediremiyorum. içten gülmekten suçluluk duyar oldum. fakat şarkı o kadar güzel ki... gülmek suç olamaz, olmamalı. bazen her şey kuş böcek misali geliyor. çocuk olmak, çocuğum diyebilmek, çocuk olmayı özlüyorum... hem bir dişi gibi tüm değer verdiğim şeyleri sırtlanasım hemde annemin kucağından hiç ayrılmayasım var. bir çocuk tam hangi gün kadın olur?
her şeyin bir zamanı var ama değil mi...
hemde o kadar kesin zamanlar ki bazen bunlar. buluşması imkansız iki boyut buluşuyor sanki, hemde öyle ayrıntı öyle düşünülmez bir açıyla ki asırlar geçse binlerce paralel evren olsa aynısı bir daha olmaz bir "an" sanki. yakalamak cesaret mi aptallık mı istiyor bilemiyorum. tek bildiğim avucunuza almazsanız o anın kaçıp gidiceği...
neyim diye düşünmemek lazım bu kadar, hem başkalarını düşünmek daha kolay, onları yorumlamak.
işte tam bu sebeple kendisini yorumlamayı başaramayan bir arkadaşım üzerimde psiko analiz yaptı da tüm bunları soktu kafama.
buarada aklımdan hiç çıkmayan başka bir şey var:
15 inde ne olucak?
cevaptan korkuyorum.
yo hayır, ben aslında ondan sonra ne olucağından korkuyorum, çok korkuyorum
Posted at 09:02 pm by aquabeat
only uuuU...
Tuesday, November 23, 2004
ortalıkta neden bu kadar yıkıcı bir enerji var bu aralar?
garip herkes balık burcu...
herkesin değer yargıları farklı ve insanlar kızgınlıkla çok yaralayıcı şeyler söyleyebiliyorlar. bir yanım onları anlıyor, sakin durup özür dilemek için ve gerçek hislerini söylemek çin doğru zamanı bekliyor
bir diğer yanım kızıyor, elimde olmadan sinirleniyor, nefsi müdafaa halinde...
aslında önemi yok bunların
kısacası deger veriyorum, hatalar yapıyorum, sorguluyoruum, özürler diliyorum...
bir kaç kez oldu bu son haftada garip, belki fazla şey yapıyorum sakinleşmem lazım, bunu da sorgulicam...
yitirmek sorgulamadan, açıkçası bana çok pişmanlık verir.
sorgulayan cidden farkında olmadığı bir sevgi saygı bulabilir, hiç beklemediği...
son zamanlarda cok sevdiğim biri bana bir şey dedi: dusunmek sorgulamak lazım, yargılamak değil, tek dunya var birlikte olunucak...
geri dönmeyen bir dünya...
Posted at 10:21 am by aquabeat
only uuuU...